NPS’in sorusunu hepimiz ezbere biliyoruz: “Bu markayı bir arkadaşınıza tavsiye etme olasılığınız nedir?” Soru basit, cevabı da basit görünüyor. Bu sorunun gerçekte neyi ölçtüğünü konuşmaya başladığımızda ise işler biraz karışıyor.
NPS bir tavsiye niyeti ölçüsü. Müşterinin algıladığı memnuniyeti, markayı savunmaya ne kadar yatkın olduğunu ve birine tavsiye ederken göze aldığı sosyal riski yakalıyor. Müşterinin gerçekten tekrar satın alıp almadığını, gerçekten birine tavsiye edip etmediğini, ne kadar harcadığını ya da şirkete ne kadar kâr bıraktığını ise ölçmüyor. Niyet ile davranış arasındaki mesafe tam bu noktada açılıyor.
Davranış biliminde buna niyet-davranış açığı deniyor. İnsanlar söylediklerine göre değil, içinde bulundukları koşullara göre hareket ediyor. 9 puan veren bir müşteri bir fiyat artışından sonra gidebiliyor, rakibin kampanyasına geçebiliyor ya da daha uygun bir alternatif bulduğu gün alışkanlığını değiştirebiliyor. Bu yüzden NPS’i tek başına bir nedensellik modeli gibi okumamak gerekiyor.
NPS ile gelir arasında korelasyon bulmak zor değil. Zor olan, okun hangi yöne gittiğini bilmek. Yüksek NPS mi geliri artırıyor, yoksa zaten sadık ve çok harcayan müşteriler mi yüksek puan veriyor? Bu, ters nedensellik dediğimiz klasik sorun. Bir regresyon modeli kurmadan, segment bazında müşteri yaşam boyu değerini kontrol etmeden “NPS geliri artırıyor” demek metodolojik olarak zayıf kalıyor.
Ölçeğin kendisi de bağlama duyarlı. Türkiye’de 8 puan çoğu zaman “gayet iyi” anlamına geliyor ama NPS hesabında pasif sayılıyor. ABD’de ise 7 puan zaten vasat bir değerlendirme olarak algılanıyor. B2B müşteriler genellikle birbirine çok yakın, düşük varyanslı puanlar veriyor. Bütün bunlar skorların dağılımını değiştiriyor; aynı deneyim farklı bağlamlarda farklı bir sayıya dönüşebiliyor.
NPS’in gerçekten güçlü olduğu durumlar da var. Yalnızca işlemsel değil ilişkisel olarak da ölçüldüğünde, segment bazında analiz edildiğinde, müşteri yaşam boyu değeriyle birlikte modellendiğinde ve sürücü analiziyle ayrıştırıldığında çok işe yarıyor. Bu durumda NPS’e ulaşılacak bir KPI gözüyle bakmıyorsunuz; onu bir modelin girdisi olarak kullanıyorsunuz.
Bana daha sağlam gelen yaklaşım, tek bir metriğe yaslanmak yerine bir zincir kurmak. Deneyimi belirleyen sürücüler bir davranışa, o davranış da finansal bir sonuca bağlanıyor. Örneğin teslimat deneyiminin tekrar satın almaya, tekrar satın almanın da müşteri yaşam boyu değerine nasıl yansıdığını izlemek. Bu zincirde NPS ara bir gösterge olarak duruyor.
O yüzden birlikte çalıştığım ekiplere sık sık aynı soruyu soruyorum: NPS’i ulaşılacak bir hedef olarak mı koyuyoruz, yoksa iş modelimizi açıklayan bir değişken olarak mı kullanıyoruz? Birincisi bir raporlama kültürü doğuruyor, ikincisi analitik bir kültür.